Sezai Karakoç, Mehmed Âkif kitabında, Sultan Abdülhamit’in başa geldiği yıllardaki siyasetinde, yaşlı kadroyla devleti yönetirken, genç kadroyu da oyalayarak vakit kazanıp asıl kurtarıcı kadrosunu yetiştirmeye çalıştığı dönemin meyvesi olarak Mehmed Âkif’i gösterir. Sultan Abdulhamid’in Karakoç’un tabiriyle yekpâre aydınlar zümresi yetiştirmesi için yaptığı çalışmalar, açtığı mektepler, mülkiyeyi sağlam zemine oturtma çabaları, devletin bu süreçte ayakta kalabilmesi ve ilerisi için de toparlanabilmesi adına önemli bir adımdı. Zira gittikçe kuvvetlenen ve yaralarını saran bir devletin sonunun yaklaştığı düşünen dış güçler, bir olup hasta ama yaralarını sarmaya başlayan devletin üzerine yüklenecekler, yaralarını sarmasına izin vermeden topraklarını kendi aralarında paylaşacaklardı.
II. Abdülhamit Dönemi (Makaleler) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
II. Abdülhamit Dönemi (Makaleler) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Ekim 2011 Çarşamba
2 Ocak 2011 Pazar
Sağlıkta 2. Abdülhamid Ufku
Otuz dördüncü Osmanlı Padişahı Sultan 2. Abdülhamid Han (1842-1918) 1876-1909 yılları arasında 33 yıl padişahlık yapmıştır. Osmanlı tarihinin ekonomik, siyasî ve sosyal açıdan en karışık olduğu dönemde tahta çıkan 2. Abdülhamid Han, kendine has ıslahat anlayışı ve eğitim sahasındaki çalışmalarıyla devletin çöküşünü geciktirmeye vesile olmuş ve tarihteki büyük devlet adamları arasındaki yerini almıştır.
29 Aralık 2010 Çarşamba
Abdülhamid’in bor’u kaptırmama mücadelesi
Bor madeniyle ilgili yığınla spekülasyon yapıldığını biliyorsunuz. Türkiye’nin, hatta dünyanın geleceği bor madenine bağlıdır diyenler dahi çıkıyor. Bordan uçak gövdesi yapımından füze yakıtına kadar pek çok ileri teknoloji ürününde yararlanıldığı biliniyor. Hatta hatırlarsınız bor yüzünden 2007 yılında ABD’nin Türkiye ile savaşa gireceği üzerine romanlar bile kaleme alınmıştı. Ancak II. Abdülhamid’in bor madenini yabancılara kaptırmamak için verdiği mücadele pek bilinmez. Bu yazıda arşiv belgelerine dayanarak 10 yıl kadar devam eden bu mücadeleden bazı kesitler sunacağım.Ancak bilmemiz gereken bir şey varsa bor madeninin Türkiye’de oldukça erken keşfedildiği ve ilk maden çıkarma izninin, daha 1865 yılında, yani Abdülaziz devrinde Desmazures (Dömazür) isimli bir Fransız’a 20 yıllığına verildiğidir. İşte bor madeninin dünyada en bol bulunduğu yerlerden biri olan Balıkesir’in Susurluk ilçesinin Sultançayırı bölgesindeki bu madenin işletme28 Aralık 2010 Salı
Sultanın Sırrı
Sinemalarda gösterimde olan "Sultanın Sırrı"filminde Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın Alman mühendis Paul Groskopf'ta hazırlattığı ve şifreli bir sandıkta sakladığı iddia edilen, Amerikalı ajanların ele geçirmek için mücadele ettiği petrol bölgelerini gösteren harita, "Abdülhamid'in Mirası: Petrol ve Arazi" isimli kitapta yayınlandı. Timaş tarafından yayınlanan, Doç. Dr. Arzu Terzi tarafından kaleme alınan kitapta, Sultan Abdülhamid döneminde yapılan petrol arama çalışmaları ayrıntılı olarak ele alınarak inceleniyor. Kitapta Alman mühendis Paul Groskopf'tun hazırladığı harita ile birlikte bölgeden çekilmiş fotoğraflarada yer veriliyor. Kitapta yayınlanan fotoğraflarİstanbulÜniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde bulunan Yıldız Abdülhamid dönemi albümlerinden seçilmiş ve büyük bir bölümü ilk kez yayınlanmış.
27 Aralık 2010 Pazartesi
İşte dünyanın en büyük fotoğraf arşivi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. tarafından yayımlanan ''Sultan 2. Abdülhamid'in Aile Albümü'' ve ''Sultan 2. Abdülhamid'in Arşivinden Dünya'' kitaplarının editörlüğünü Hakan Yılmaz, ''Sultan 2. Abdülhamid Arşiviİstanbul Fotoğrafları'' adlı kitabın yayın koordinatörlüğünü Hasan Işık ile Süleyman Akçeşme yaptı.
Kültür A.Ş, ''Sultan 2. Abdülhamid Arşivi İstanbul Fotoğrafları'', ''Sultan 2. Abdülhamid'in Arşivinden Dünya'' ve ''Sultan 2. Abdülhamid'in Aile Albümü''
16 Aralık 2010 Perşembe
Sultan Abdülhamid'in Aşiret Mektebi
Son dönem Osmanlı devlet ricali, devletin kendini ciddi şekilde yenilemesi gerektiğinin farkındaydı. Toplumun birçok kesimi için ciddi tedbirler alınması gerekiyordu. Ekonomik meseleler, siyasî entrikalar ve ayrılıkçı hareketler bir tarafa, halkın önemli bir kısmı henüz göçebe hâlde yaşıyordu. Göçerler, yaylak ve kışlaklar arasında gelip giderken yerleşik halkın ekili arazilerine zarar veriyor, zaman zaman yağma ve baskınlar yapıyorlardı. Yerli halkın şikâyetleri kesilmiyor, ne güvenlik ne sağlık ne de eğitim için herhangi bir tedbir alma imkânı bulunamıyordu. Daha da önemlisi konar-göçer aşiretler, imparatorluğun parçalanma sürecinde yabancı güçlerin ilgi alanına girmişti. Güneyde İngilizler Urban
(Arap) şeyhleri ile yaptıkları sözde ikili anlaşmalarla yer yer Osmanlı topraklarına el koymaktaydılar.1 Balkanlarda ise, Arnavut aşiretlerin arasına hiçbir devlet
13 Aralık 2010 Pazartesi
Abdestsiz Yere Basmayan Sultan'ın, Abdestsiz Nöbet Tutmayan Askerleri
Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında, Sarayda gece gündüz nöbet tutan hassa askerleri vardı. Bu nöbetçilerin geleneksel olarak geceleyin bir seslenişleri yankılanırdı etrafta:
- Kimdir o? - Kim var orda?..
Hiç kimse yoktur ama onlar sanki birilerini görüyormuş gibi, belli aralıklarla hep seslenirlermiş... Böylece devamlı uyanık durduklarını ve vazife başında olduklarını duyururlarmış. Ayrıca bu askerler her saat başı nöbeti başka arkadaşlarına devrederlermiş. Bir gece, yine nöbet yerinden sesler duyar Padişah: - Kimdir o? - Kim var orda?..
12 Aralık 2010 Pazar
Japonya'dan gelen mektup ve sıradışı bir hediye!
Osmanlı'nın, başta bilumum Avrupalı liderler olmak üzere neredeyse bütün dünya liderleriyle münasebetler kurduğu, padişaha ulaşan mektup ve sair vesikalarla sabittir.
Daha çok Hariciye Nezareti ve Yıldız Esas Evrakı arasında bulunan bu mektuplar, Tercüme Odası memurlarınca dilimize aktarıldıktan sonra padişaha arz edilir ve gerekiyorsa cevabî mektupla mukabelede bulunulurdu. Mektupların yanı sıra mektup vesilesiyle gönderilen hediyeler de var. Zırhlar, altın kalkanlar, kılıçlar, bazen at hatta aslan gibi canlı hayvanlar, mektuplaşan iki lider arasındaki yakınlık ve muhabbetin ne dereceye varabildiğini gösteren ilginç ayrıntılar.3 Aralık 2010 Cuma
Hicaz Demiryolu Ve Sultan II.Abdülhamid Han
Tarihimiz konusunda ne zihinlerimiz yeterli berraklığa sahip, ne de biz bu berraklığı sağlamaya yetecek bilgiye sahibiz. Bunun en çarpıcı misallerinden birini, boynu bükük “Osmanlı Demiryolu Tarihi”nde müşahede ederiz. Günümüzde artan trafik kazaları ve bunun meydana getirdiği maddi ve manevi kayıplar, demiryollarını tekrar gündeme getirmiştir.
2 Aralık 2010 Perşembe
Sultan Abdülhamid'in Dış Politikası
1699 Karlofça Antlaşması ile ilk defa toprak kaybeden Osmanlı Devleti, Rusya’nın Kırım’ı 1783te işgali ile, ilk defa bir islam toprağında gayrimüslimlerin hakimiyetini kabullenmek zorunda kalmıştı. Böylelikle insani güzellikleri gösterme adına Viyana kapılarına kadar ulaşan, hak ve hakikati tebliğ için geliştirilen fetih politikası, tam anlamıyla bir muhafaza ve müdafaa politikasına dönüşmüştü. Hatta, devletin içinde bulunduğu durum, kendi sınırlarını kendi kuvvetiyle korumaya yetmediği için, Osmanlı Devleti değişik Avrupa devletlerinin vesayeti altında statükoyu korumaya başlamıştı. Bunun sonucunda 18. ve 19. asırlar, Osmanlı19 Ekim 2010 Salı
ABDÜLHAMİT VE ERMENİLER
1893’te ABD Büyükelçisi Terrell’i kabul eden Sultan Abdülhamid, Saray’daki Ermeniler ve Ermeni meselesiyle ilgili düşüncelerini aktarmış. 1897’de yayımlanan görüşme, hariçteki ‘kışkırtmayı’ yansıtıyor.
Yine bir ekim günü tüm dünyanın gözü kulağı İsviçre’deki Zürih Üniversitesi’ndeydi. İngiliz devlet adamı Winston Churchill, İkinci Dünya Savaşı sonrası bu üniversiteden Sovyetler Birliği’ne seslenmişti. ‘Özgür ve Birleşik Avrupa’nın doğuşunu ve Avrupa’da yeni bir döneme girildiğini haber vermişti. Aynı üniversite, tarihî bir buluşmaya daha ev sahipliği yaptı 10 Ekim’de. İsviçre’nin arabuluculuğunda, Türkiye ile Ermenistan arasında 2007’den bu yana sürdürülen müzakerelerin ilk bağlayıcı imzaları atıldı. 176 yıllık üniversite bu kez Kafkasya’daki yeni döneme tanıklık ediyordu.
18 Ekim 2010 Pazartesi
NECİP FAZIL'IN GÖZÜNDEN II. ABDÜLHAMİT HAN
İlâhî cilveye bakın; Kur’ân’daki “Zalûm ve Cehûl” vasıflı bazı esfellerce yerin dibine batırılan bir gerçek kahramanı, ölümünün 60. yılında, işte böyle, şahikaların şahikasına çıkarır. Bazen de tam aksi, şahikalardan esfellerin esfeline indirir.
10 Şubat günü Ülkücülerle Akıncıların el ele vererek tertipledikleri Abdülhamid’i anma gününde mâna ve tecelli böylesine derin, böylesine yücedir.
10 Şubat günü Ülkücülerle Akıncıların el ele vererek tertipledikleri Abdülhamid’i anma gününde mâna ve tecelli böylesine derin, böylesine yücedir.
“Büyük Doğu”nun ilk çıkış tarihi 1943′e yani ölümünün 25. yıl dönümüne kadar en azılı kaatil, en zalim despot, en vicdansız şerir bilinen ve bildirilen Ulu Hakan bugün gerçek Türk Gençliğinin, bütün sahte oluşları ifşa edici üstün ve anahtar şahsiyet örneğidir; ve Türk Tarihinde hakkı yenmiş mânası tepelenmiş en mazlum ve o nispette ulvi çehredir.
Onu meydana çıkarmakta ve nurani heykelini (agora)ya dikmekte inkılâp
10 Ekim 2010 Pazar
II. ABDÜLHAMİT TAHTINI NASIL KAYBETTİ
İsyanı bastırmak üzere İstanbul’a gelen Hareket Ordusu Yıldız Sarayı’nı sarıp ablukaya alarak açlığa mahkûm ederken; bir yandan da Mecliste padişahın tahttan indirilmesi müzâkere ediliyordu. Padişah muhakeme edilmek istediyse de, İttihatçılar “Ya beraat ederse, hâlimiz nice olur?” diyerek çekindiler. Zaten anayasaya göre padişah gayrı mesul idi. Hal’ için fetvâ gerekiyordu. Fetvâ Emini Nuri Efendi fetvâyı yazmak istemedi, zorlanınca da istifa etti. Mebus Elmalılı Hamdi Efendi‘nin hazırladığı metin, Meclise zorla getirilen Şeyhülislâm Ziyaeddin Efendi’ye aksi takdirde padişahı öldürme tehdidiyle imzâlatıldı. Fetvâda, isyana sebep olmak, masum insanları öldürtmek, din kitaplarını yaktırmak, devlet malını israf etmek gibi gülünç sebepler yer alıyordu.2 Ekim 2010 Cumartesi
II. ABDÜLHAMİTİN ÇOCUK SEVGİSİ
Sultan Abdülhamid Han’ın huzurlu bir aile hayatı vardı. Hem padişah hem de örnek bir aile reisiydi. Çocukları çok severdi. Onlarla ilginmeyi, baba şefkatini göstermeyi ihmal etmezdi. Bir evladının yanarak vefatı ve başka bir çocuğunun da hastalığının teşhis edilemeyerek ölümü kendisini çok üzdü. Bunun üzerine “benim çocuğum kurtulamadı, kimbilir fakir fukaranın çocuklarına nasıl bakılıyor. Hiç olmazsa bir hastahane yaptıralım da benim gibi birçok babaların kalbi yanmasın” diyerek “Hamidiye Etfal Hastahanesi”ni bugünkü adıyla “Şişli Çocuk Hastahanesi” ni kurdu.
1 Ekim 2010 Cuma
ABDÜLHAMİT ÇİN'E HEYET GÖNDERİYOR...
109 YIL ÖNCE İSTANBUL’DAN İLK HAREKET…
28 Nisan 1901′de İstanbul’dan sesiz sedasız yola çıkan, İzmir ve İskenderiye’ye uğrayıp Kızıldeniz’i aşarak Uzak Doğu’ya yönelen Nemçe (Avusturya) vapuru Batı’nın bölgedeki ajan ve diplomatlarını hareketlendirmişti. Vapur henüz Çin’e ulaşmadan Pekin’deki Batılı sefaretler başkentlerine kriptolu mesajlar gönderir: “İstanbul’daki ‘kurnaz Sultan’ Çinli Müslümanları kendine çekmek üzere yeni hamlelere girişti. 9 kişilik temsil heyeti Çin’e geliyor.” Osmanlı temsil heyeti uzun ve meşakkatli bir yolculuğun ardından Çin’e ulaştığında, bölgede adeta bayram havası eser. Şanghay Limanı’na gelen vapuru görmek isteyen Çinli Müslümanlar izdihama yol açar. Sadece Batılı gazeteler değil, tüm dünya basını bu kritik ziyarete geniş yer verir o tarihlerde.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







